Direniş

Nefret ve öfke ile büyütülmüş bir neslin gerçekten cehennem korkusu olmalı mı? Veya ölüm korkusu? Bizler zaten bu nefret çemberinin içinde parlamaya çalışan ışıklar iken, bizler zaten bu dünya denilen cehennemin içinde yaşıyorken öteki hayatta göreceğimiz cehennem bizi korkutmalı mı? Veya insan var olduğuna bile emin olmadığı bir cennet için mi sarf etmeli hayatını?


İşte bu tarz sorular bizi geceleri ayakta tutuyor, bu tarz düşünceler seni ve beni sokakta yer alan canilerden ayrı tutuyor. Ne yazık ki en büyük acıyı da bize bu farklı oluşumuz yaşatıyor. Her şeyin farkında olan bizler, gerçekten bu insanlar için ışık olmaya çalışmaya devam etmeli miyiz? Yoksa herkesi ve her şeyi siktir edip kendi kabuklarımıza mı çekilmeliyiz? Onlar gibi gözümüzü kapatıp, başımızı eğip devam mı etmeli?


Hayır, olmaz. Bizler onlar gibi değiliz. Bizler kabuğuna sığmayanlarız, bizler gözükmeyen şeyleri görebilen, duyulmayan şeyleri duyabilenleriz. Bizler bu saçma hayat düzenine karşı direnenleriz. Tabii, kendine soruyorsun "Neden ben?" diye. Haklısın, bu soruyu ben de kendime soruyorum. Tüm bu çileye ve savaşa bir silah mermisi ile veya bir bıçak kesiği ile veda edebilmek varken "Neden ben uğraşmalıyım ki?" diye düşünüyorsun.


İşte ben de bu sorunun cevabını arıyorum. Bizler bir direniş içerisinde geleceği parlatabilmek için en güzel zamanlarımızı heba mı etmeliyiz, yoksa tüm bu anlamsız savaşın ortasında kendimizi bu hayattan tamamen silerek, aslında hiç dahil olmamız gereken bir savaştan kendimizi silmeli miyiz? Ben bugün bir direnişin parçasıyım ama yarınki benin ne karar vereceğini maalesef bilmiyorum ve bu beni korkutuyor.

Comments

Popular Posts